Pazartesi, Temmuz 09, 2012

Sessizlik

Kıvrım kıvrım sacları,
dalgalanır aksam esintisinde

Selam veriyor gözleriyle
hiçbir kelime etmeden

Ve kucaklıyor mavimsi gulusuyle
yıllardır bekleyen öksüz yalnızlığımı

Pazar, Haziran 17, 2012

Sen ve Ben

İki ayri sehrin hikayesi bizim
İki ayrı dunyanın.

Birimiz acmış kollarını
Tüm gökyüzünü kucaklamak istercesine,
Kabuğuna sigamayan

Digeri ise icine sığınmış
Sigamadan bu dünyaya

Birimiz mavi guluslu,
Süt mavisi
Gözlerinde bir ışık

Digerinin huzunludur bakışları
Derinliginde kaybolursun

Birimizin kalp atışları
Uyandırır sabahın ışığında
Digerinin tek kişilik sancıları.

Cuma, Ocak 13, 2012

ADA

Asklarimi siraliyorum

Ve hepsi bir kavsakta bulusuveriyor aniden

Hepsi birbirinden habersiz ama

kulaklarina fisildadigim o sozcuklerden

Pazar, Ekim 23, 2011

YOLCULUK

38 numarali koltukda otobus yolculugu omrum,
Biraz sıkıştırılmış ve biraz da son dakika misali
Bu hayat benim mi diye sorup duruyorum her durakta

Hatirlamiyorum cocukluguma ait guzel anilari
animsadiklarim ise silik ve huzunludur.
Optugum kadinlarin yuzlerini unuttum
Opemediklerimin ise gulusleri duser aklima ara sira

Dagin zirvesine sanki hic yolculuk yapmamis gibi,
izliyorum tepelerin sehvetli durusunu yamaclardan
buyuyor gozumde yolculuklar

Gurultunun orta yerinde sessiz yuruyusleri seciyorum
Ama sessiz gecmiyor icimdeki yolculuklar

Dolambacli yollar yerine, duz adimlarla arsinlamayi yollari
yeni yolculuklardansa bekleyisleri
durmaksizin konusmaktansa goz goze durmayi saatlerce...

Cuma, Eylül 16, 2011

Kurk Mantollu Madona by S.Ali

Cok huzunlu ve ayni zamanda gercekci bir hikaye. Ask bu kadar yalin ve guzel bir dille anlatilabilir. Hemen basindan itibaren okuru icine alan ve sonuna kadar da bir parcasi olarak tutmasini basaran ender kitaplardan biri.

Herkesin kendisinden birseyler bulacagi, yasadiklarini animsattigi ya da yasayamadiklarini ozetleyen bir hikaye. Herbirimiz biraz Havranli Raif Efendi ya da Maria Puder degil miyiz! Ya da yasadiklari aska imrenen, keske ben de boyle bir ask yasayabilseydim dedirten bir ask degil midir Kurk Mantollu Madonna!

S.Ali`nin kisilik tasvirleri ve karakter analizi biraz Dostoyevski`yi animsatti bana. Sanki bir an Suc ve Ceza`yi okur gibiydim. Raif Efendi ile Raskolnikov karakterleri arasinda baglanti kurup, ortak noktalarini bulmaya itti beni.

Belki hikayeyi daha da ilginc kilan "Dogu" toplumlarindaki cogu ask hikayesi gibi huzunle bitiyor olmasi, insana "mutlu ask yoktur" dedirtmesidir. Sonucta, yillar once neden okumamisim diye hayiflandigim; ama kitabi bitirdigimde de en guzel oyuncagini kaybettikten sonra bulan bir cocuk gibi sevindigimi de soyleyebilirim.

Tum buyuk asiklara ve hic aski yasamayanlara adanacak bir kitap. Tavsiye ederim...

Pazar, Eylül 26, 2010

Foto

Yuregime duser ani bir damla
Tam da yarali kosesine
Kaldirip atar kabuklari
Ve tekrar kanamaya baslar
Hic onarilmamiscasina

Bir cocuk gibi masum
Ve caresiz bakarim etrafa

Gozler,
Gulusler
ve gitmeler
Eklenir karanligin sessiz cigligina

Cumartesi, Eylül 18, 2010

Tek Kisilik Vesikalik

Hayatim siyah beyaz tek kisilik vesikalik
Uclari kivrilmis,biraz da solmus renkler
Arkayuzunde ise yer bulmak icin savasan kelimeler

Salı, Haziran 15, 2010

Fuzuli

Bir ud nagmesi gibi hayat,
Hep ayni gazeli calip duruyor bu aralar
Sanki ayni notada takilip kalmis tum beyitler,ne matla var ne makta....

Pazar, Nisan 11, 2010

Dunya

Bugun sol omuzum biraz dustu
agirlasiyor yukum,sanki dunya daha da yakinlasiyor
Ustume ustume gelircesine

Hep bir pazarlik icindeyiz,
Sartlarimiz agir.
O benim yorungesinde dolanmami istiyor
ben ise O’nun yorungesini degistirmek

Kah ben O'nun yorungesinde
Kah O benim cizdigim yorungede,
Dolanip duruyoruz iste
bilsek de gecmeyecek sozumuz birbirimize

Pazartesi, Mart 01, 2010

36 Numara

Baslangic ve sonun bulustugu yer,
Biraz heycan biraz da huzun
Yasamin ta kendisi

Hani bazen hircin bir dalganin kayalara sertce carpmasi
Bazen de sessiz sularda yol alan bir gemi
Kimi zaman gokyuzunde yildizlarla yolculuk
Kimi zaman ise yeryuzunden izlemek yildizlari.

36 numara
Yasamin ta kendisi...

Pazar, Ekim 26, 2008

Kiblem Ruzgar

Hani birden cikip gelecekmis gibi
Donup bakiyorum icime yine
Dalip en derinlere ariyorum
Sorular sorular sorular...

Irkiliyorum gecenin en tenha yerinde
Sanki yeniden dogacakmisim bulursam o sorunun cevabini
Oysa bir omur yarilandi kiyidan ayrilali

Ucsuz ve bucaksiz bir okyanustayim
Kaybettigim tek damla gozyasimi ariyorum
Ruzgar kiblem oluyor ve kapilip gidiyorum

Kac milyon kez ciktim bu yolculuga
Cebimde yeni umutlar her kiyidan ayrilisimda
Ama bu yollari biliyorum,su kosedeki ciliz isigi
Ya da banu durup gulumseyen esmer kaldirimlari

Yolculuk ben oluyor
Ben yolculuga donuyorum

Firtinalar kopuyor yuregimin derinliklerinde
Haykiriyor icimdeki cocuk
Bense aldirmadan birakiyorum yelkenleri ruzgara
Savruluyorum her dalgadan umarsizca
Bir o yana bir bu yana
Ama variyorum sabaha geceninin en karanliginda

Evet hazirim simdi
Yepyeni bir yolculuga
Gozlerim kiyiya ilisiyor, sanki ilk defa ayrilircasina
Kiblem ruzgar yine....

Pazar, Ekim 01, 2006

Baykal


"Imagine it – the ice wide freeze of its size,
And their feet flapping noiselessly
Acres above your dreaming eyes
As you’re anchored by dense breath
And lead to wait and supplicate
In the temple of this Russian god.

Tectonic sections’ weight groaning
In the silent deep, letting go of bubbles
Air and sliding ice slipping upward ever
Towards those at the surface
Who daren’t look down
In case the vertigo clutches them
And their breath away til they sink
Forever into your hungrily grabbing depth.

The deepest point dark as a pine tree
Inverted cleanly delving as it falls further:
A crevice in the scream
As they see down forty metres or more
Sometimes, and think that they could fall
From your buoyancy…"
Thanks to J.

Çarşamba, Ağustos 23, 2006

Yolculuk

Once gozlerindi dusledigim,
arkasinda o sicak gulusun.
Saran tum vucudumu kucucuk bir opucukdu.

Ne demeli belindeki o kivrima,
bir de ayaga kalkmis kalcalar.
Eh kaldirmis baslarini goguslerini de unutmamali...

Pazar, Temmuz 30, 2006

Sen

Oyle bir sinmissin ki icime,
sokup atamiyorum,yerlesmissin bas koseye.

Ne ustune senelerin gecmesi,
ne de yasanan kacamaklar unutturur seni.

Her yeni yolculuk senden uzaklastirir derken
buluyorum kendimi seninle her seruvenin sonunda.
Biraz caresiz hani biraz da hayal kirikligina ugramis halde.

Nedir beni sana boyle baglayan,
hic mumkunu yok boyle baglanmanin.

Sana olan derin askim,belki de kizginligim.
Ulasamamanin cazibesi, uzakligin yarattigi gizem.

Bazen dusunuyorum her an bulacagim cevabini
Ama variyorum o kacinilmaz sona.
Basliyorsun aklima dusmeye ve cikmak istemiyorsun
Vucuduma sarilmis, ve de almissin baskoseyi.

Çarşamba, Temmuz 19, 2006

Bekle Beni

Hic beklenmedik bir anda cikip geldin isde,
Sanki bu anin gelmesini bekliyordun senelerdir.
Once gozlerin ve de gulusun
sonrasi tenin eklendi sicak selamlamaya.

Urperdi birden vucudun,
ben degilmiydim dokunan.
Yoksa uzun bekleyisin heycani mi.

Gel uzan yanima ve koy basini.
Bu sefer dinleyecegim seni.

Eh sabah oldu artik.
Asma koprunun cilgin seruvencisi
Kalk da selamlayalim gunesi.

Pazar, Temmuz 09, 2006

Ansizin

K`e Armagan...

-I-

Ve kirildi cemberin halkasi!
Daha sonu gelmez bir yolculuk varken onumuzde.

Ey kendine yetemeyen yalnizligin isyankar adi!
Bilemeden daldin bu seruvene.
Ama hic bir seruven yasanmadan yazilmaz ki.

Beklenmeyenin bileskesi acidan yogrulmus.
Yakalar apansizin gecenin en karanlik aninda.
Hicbirimiz hazir degildik ki!

Gel otur yanima ve sokul icime,
O yillarin boslugu isitacak ozlemiyle seni.
Yeterki kal icimde…

05/12/2005 23:59

Cumartesi, Temmuz 08, 2006

Uc Durak

Once gozlerimin icine bakdi, bir saniye surmedi sessizlik.Oysa ne kadar uzun geldi bana.Sanki o bir saniye icinde buyuk bir yolculuga cikmis gibiydim.Ilk duragim gecmisimdi...Kaldim bir sure orda.Ne kadar gorulecek cok sey varmis.Bir de goremediklerim.Durdum ve dinledim.Sessizlikdi bana yol gosteren.Hic ayrilmak istemiyordum ilk durakdan.Ama yapamam bunu,daha cok uzun bir yolculuk var onumde bekleyen.

Ikinci duragim andi....Durup gulumsedim biraz.Cok da degil gorulecek.Bir daha gulumsedim.Hani biraz da igneledim kendimi.Ne kadar kisaymis bu durakda kalisim.Oysa en uzun kalinasi gereken durak.Hani biraz da icerlenmedim degil.Donup bir daha bakdim geriye.Ayrilmak istemiyor gozlerim ilk durakdan,ayaklarim alip goturse de beni.

Son durak gelecek.Soyle kafami kaldirip bakiyorum.Goremiyorum yolun sonunu.Ne kadar ucsuz ve de bucaksizmis bu yolculuk.Hep sonunu merak ediyorum...

Pazar, Haziran 25, 2006

Blow

Bugun "blow" isimli flmi izledim.Basrollerinde J.Deep and P.Cruz oynuyor.Gercek bir oyku uzerine kurulmus olan film basit ama ayni zamanda hayata yonelik onemli mesajlar veriyor.Sadeligi filmin kalitesine negatif bir etki yapmadigi, aksine seyirciyi film boyunca surukleyici bir etkide bulundugu soylenebilir.
Oykuye gelince...Uyusturucu satma isine giren George,(J.Deep) kisa zamanda isi buyutur ve de en buyuk uyusturucu dagitim aginin icine girer.Bu sayede milyonlarca dolar para ve bunun yarattigi yasam tarzi uzun bir sure sarhos eder kendisini.George`u bu sekilde cok paralar kazanmaya iten gudulerin basinda cocukluk yasami gelir.Bir nevi Freud`cu bir sekilde bakarsak,ki filmde de bu vurgulaniyor, yoksulluk ve de para sikintisinin ailede yarattigi huzursuzluk ve ozellikle annenin bu duruma tahmulsuzlugu George uzerinde buyuk bir etkide bulunur. Kendi kendisine soz verir ki, ilerde hicbir zaman para sikintisi yasamayacaktir...Ote yandan, ailenin bu ekonomik zorluklarina karsi babanin kisiligi ve George`a yaklasimi da onemli bir oge olarak on plana cikar. Baba ogluna surekli sevgi dolu yaklasir ve ona paranin gercekden de gorundugu gibi onemli olmadigini vurgular...Ki bu vurguya George yillar sonra yasadiklariyla anlam verir.
Filmin kucukden baslayarak uyusturucu dunyasinin en onemli isimlerinden biri olmayi basaran George kisiligi o kadar da onem atffetmemekdedir.Bu bolum hemen hemen ayni turdeki butun filmlerde kolayca gorulebilecek ve hatda bazen sikici olarak da niteleneblir.Ancak, George`un uzerinde durulacak kisilik bolumu, bu yasam icinde cizdigi diger kisilik bolumudur.Bunun temelinde ise, babasindan aldigi egitim onemli rol oynar.George sunu farkina varir ki, yasamda paradan ve de satafatli hayatdan daha cok onemli seyler var.Ornegin; aile, sevdigin insanlarla huzurlu bir yasam...
Tabi bunun otesinde George`un yasadigi ihanet, aldatilma ve de bunlarin en yakin insanlardan,dost bildiklerinden gelmesi de onemli bir oge olarak karsimiza cikiyor..Bir de buna sevdigi kadinin terketmesi eklenince George kendini savunmasiz ve yapayalnis hisseder.Yillar boyunca cezaevinde gecirdigi gunlerde tek yasam kaynagi kucuk kizina kavusma istegi olur.Bu istek onu ayakda tutar.Ki cikar disari ve gorur kucuk kizini,ancak cok da yaklasamaz.Eski karisi George`dan para destegi yapmasi halinde kizina kavusabilecegini soyler.Bunun uzerine George son bir defa daha uyusturucu isine doner,ancak bu sefer de polis ve arkadaslari tarafindan oyuna getirilerek cezaevinde solugu alir....Kizina olan ozlemi daha da buyur cezaevinde,ki bu ozlem onun halisunasyonlar gecirmesine de sebep olur.
Film her ne kadar basit gerceklikler temelinde hareket edip, cok islenmis konulara tekrar donus olsa da, gunumuz dunyasinda yasadigimiz karmasikliklar icerisinde cogu zaman unuttugumuz hayata dair bircok temel ogeyi hatirlatmak anlaminda izlemeye deger diyorum.Tabi buna islenen konunun usta oyuncularca sergilenmesi de filme kredi vermemi sagliyor.....Ayrica son bir noktayi daha vurugulamadan gecemiyecegim; hayat oyle bir yolculuk ki,birtakim seyleri farkina varmamiz ve de bunlar dogrultusunda yasamamizin yon degistirmesi kacinilmaz olabiliyor.Ki bu gerceklik George`un yasaminda buyuk dalgalanmalara sebep oldugu gibi buyuk bedeller odemesine de yol acdi.

Pazar, Haziran 11, 2006

Pazar

Ruhumun en tasinmaz anidir,
Biraz agirligindan ve biraz da yogunlugundan olsa gerek.
Yogunlukla agirligin bir nevi bilesimi.

Cocuklugumun karmasik ugultusunda,
belki de yasanmamis anlarin hatirlanmasidir.
Ya da yasananlarin...

Ama saciyor hafif de olsa bir gulumse yuzume,
Artik bakabiliyorum kendime, gulerek kendi kendime.
Guluyorum...

Salı, Mart 14, 2006

Babam ve Oglum

Bu baslik ilk basda Turgenyev`in kitabini hatirlatdi bana.Yillar once okudugum bir kitabdi ve cok sey hatirlamiyorum kitabdan. Ancak genel olarak kusaklar catismasini ele almisdi ve surukleyici bir romandi.

Benim ustunde konusacagim ise dun izledigim film "Babam ve Oglum". Senaryosunu ve yonetmenligini Cagan Irmak yapmis.Basrollerinde ise Fikret Kuskan var.

Film seksenler donemi Turkiyesini bir cocuk(Deniz) gozunden veriyor.Darbe sonrasi Egede babasinin evine oglu Denizle donen Sadik(Fikret Kuskan) sagligini tumden yitirmisdir. Darbe doneminde cezaevinde yatmasi ve gordugu iskenceler sonucunda bir cigerini kaybeder ve yasama suresi kisalir. Sadik olmeden once Denizi dedesiyle tanistirmaya Egedeki ciftliklerine goturmeye karar verir. Bu noktadan sonra etrafda olup bitenler Denizin penceresinden izleyicilere verilir. Garip iliskiler ve tiplemeler agi Deniz icin anlasilmasi zor birer bilmece halini alir.

Filmin en guclu sekilde one cikan ogesi, basda oyuncularin rollerinde gosterdikleri ustaliklar diyebiliriz. Bunu senaryonun ustaca islenmesi izliyor.Basdan beri filme sikica sarilyorsunuz ve sonrasinda hemen neler olabilecegini merak icinde seyrediyorsunuz. Senaryo cok gercekci bir cizgi cizse de, birtakim yasanilan tuhafliklar gerceklikden bir an bizi uzaklastiriyor. Ornegin son sahnede Huseyin Bey`in (Sadigin babasi), oglunu kaybetmesi uzerine cenazeyi geri getirisinde gosterdigi tepki biraz abartilmis gozukuyor ve filmin geneli icinde yerini bulamiyor.Buna bir de Teyze hanimin usta bir psikolog gibi davranarak getirdigi cozum de Teyze karakterinden cok beklenmiyen bir davranis olarak goze batiyor.

Bana gore filmin en onemli ogelerinden birisi de, seksenler doneminde yasanan darbe surecinde hep gozardi edilen insan iliskilerinin bu kadar insanca sunulmasi basari olarak kabul edilmeli. Genelde boyle bir filmin her zaman dar bir cerceveye sikistirilip, kaba solculuk propagandasi icinde hapsedilme tehlikesi tasidigini dusunmusumdur. Oysa bu boyle olmuyor ve darbenin elbetde unutulmayacak kotu yuzu, yasanan iskenceler verilse de, film bunun otesine geciyor.

Bu kadar insanca bir sunus haliyle izleyicilerde derin dugular yaratip, zaman zaman gozyaslarina da sebep oluyor. Ben kisisel olarak iki sahnede kendimi tutmakda bayagi zorlandim. Huseyin Bey, Sadik ve Deniz ucgeninde yasanan duygusal anlara bir de Sadigin yasadigi politik eksen ekleniyor.Ucgenin her temsilcisi degisik bir kusagin birer bireyi olarak one cikiyor.Huseyin Bey, Egenin zengin ve feodal bir beyi olarak eskiyi temsil etmekde.Sadik ise bu cemberin disina cikmaya calisan gecis kusagi.Ozellikle Sadik kisiligi uzerinde durulmasi gereken bir tipleme.En cok da beni etkileyen kusak acikcasi.Bir tarafdan dusleri icin yola cikmis ve bunun icin gerekli bedelleri sonuna kadar odemis; hem sistemi hem de ailesini karsisina almis.Ancak son noktada biraz da olsa hayal kirikligina ugramanin yarattigi duygu atmosferinde bir nevi tutunamayan bir bireyi temsil ediyor.Cozum ise, Sadiga gore geri donus oluyor ve dogdugu yere babasinin evine geliyor.Deniz bambaska bir kusagin temsilcisi.O cevresini okudugu cizgi romanlar penceresinden goren;kendine gore kahramanlar ve cellatlar yaratan, cogu zaman da bir cocuk olarak yasananlara anlam veremeyen, herseyi bir oyun gibi goren biri.

Sonuc olarak, o donemde yasamis herkesin kendinden ve cevresinden birseyler bulacagi bir film.Cogu zaman ise duygulanarak geriye soyle bir sitem edercesine bakmaya yol acan bir seruven.Tabi en onemlisi de, insana ait cok degisik duygulari;ofke, sevgi,kin, vs...yasatan bir film.